Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi? Sanatçılara ve bilim insanlarına sorduk (1)

Kolektif

Akademisyenlere ve sanatçılara aşağıdaki soruları yönelttik ve cevaplandırmalarını talep ettik. Gelen cevapların birinci bölümünü yayınlıyoruz.
Sıralama soyadına göre yapılmıştır.

Soru: İnsan talimatlarıyla birinci yazarı Yapay Zekâ olan bir metin sanat eseri olarak nitelendirilebilir mi? Yapay Zekâ'nın estetik bir üretimini sanat olarak nitelendirebilir miyiz? Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi? Yapay Zekâ ile üretilen bir eser sanat eseri kabul edilebilir mi?

 

Enis Batur: Yapay Zekâ kendi kendine yazmaya başlamadıkça onu “birinci yazar” konumuna taşıyamayız. Yanlış bilmiyorsam, biri “yaz!” demedikçe harekete geçemiyor. “Oku!” vakasındaki gibi yukarı’dan ses-komut alarak yazacaksa başka. 

Dolayısıyla, Yapay Zekâ’yı araç olarak kullanacak kişi ortaya çıkacak ürünün sahibi. Niteliğe gelince, orada da yönlendiricinin mahareti ve alacağı kararlardaki kesinliği önem taşıyor. Formula 1’de başarıyı direksiyon başındakiyle aracın yetkinliği arasında paylaştırıyoruz. Yapay Zekâ’nın estetik üretimi bağlamında da benzer düşünceleri taşıyorum. Onu kullanan bir sanatçıysa sıkı bir yapıt üretebilir, ki bu kesin değildir, çünkü sanatçı Yapay Zekâ’sız çalışırken başyapıt üretecek değildir her seferinde. Öte yandan, bir maymuna Yapay Zekâ’yı kullanmayı öğretsek eline maymuncuk vermiş olmayacağız sanat bağlamında: Herkes yaratıcı olma yeteneğine sahiptir kuralı dayanaksızdır. 
 

Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan:  İnsan talimatlarıyla birinci yazarı Yapay Zekâ olan bir metin sanat eseri olarak nitelendirilebilir mi? Evet, Yapay Zekâ da gerek insanların kültürel ve sanatsal birikimini kullandığı için ve gerekse üretimlerini insan talimatıyla/yönlendirmesiyle gerçekleştirdiği için elbette sanat eseri olarak nitelendirilebilir. Aynı şekilde Yapay Zekâ'nın estetik üretimi de insanoğlunun estetik ve sanatsal birikimini kullandığı için buna da sanat eseri gözü ile bakabiliriz. Bu da hiç şüphesiz insanoğlunun eseri sayılmalıdır. Aslında meseleye kökten bakmak gerekirse, şunu söyleyebilirim: İnsan talimatı/yönlendirmesi ile kültürel, sanatsal ve estetik üretim yapan Yapay Zekâ da bizzat insanın bir eseridir. Dolayısıyla Yapay Zekâ'nın gerçekleştirdiği her eylem, aslında insanın eylemi sayılmalıdır.    

Berna Güzey: Bazı soruların kesin ve tek bir cevabı yoktur. “Yapay Zekâ'nın üretimi bir hikâye, roman yahut şiir sanat eseri olarak nitelendirilebilir mi?” sorusunun cevabı da pragmatiktir. Beklenilen; eğer hikâye okuyucu tarafından nasıl algılanıyor, ne sonuç üretiyor, hangi bağlamda iş görüyor olarak düşünülürse Yapay Zekâ'ya doğru komutlarla hikâye de roman da edebiyatın her türünden “eser” de ürettirebiliriz. Bir insanın ya da yazarın diyelim, bütün keşfedilmiş, geliştirilmiş, öğrenilmiş bilgiye sahip olmasının imkânsız olduğu yerde Yapay Zekâ kendisindeki tüm epistemik içeriği kullanarak kâğıda geçmiş tüm edebi eserlerin üslup ve estetiğini doğru komutlarla kaynaştırıp ortaya bir eser çıkarabilir.  

Bir bahçe tasviri yaptırmak istiyorsunuz. Sizin gözünüzün önünde canlanmış bir bahçe var. Yapay Zekâ şimdiye kadar yapılmış tüm bahçe tasvirlerini; Balzac’ın Eugénie Grandet’deki malikâne bahçelerinden, Proust’un bahçelerinin kokusunu bile duyumsayarak (duyumsayarak diyerek Yapay Zekâ'ya bir ruh atfetmiş olabilirim ama işin aslı böyle düşünmüyorum) size bir tasvir yapabilir. Hatta bahçenizin sizin görmediğiniz, unuttuğunuz kısımlarını bile size hatırlatabilir. Amma velakin bu bahçe sizin mi olur yoksa adını bile duymadığınız yazarların izi mi, olur bahçenizde açıkçası bilemiyorum. Okuyucu bu noktada bunun ayırımına varır mı? Zevk alır mı? Bu sanat eseri olur mu? O da okuyucunun derinliğiyle alakalı bir mevzu ki vasati okuyucunun çok üstündeki okuyucular bile farkına varamayabilir. Belki sadece içlerinde sebebini bilmedikleri bir eksiklik duyarlar ama adını koyamazlar.

İnsanın ontolojik bir varlık olması ve onun kendisinin bile bilmediği sırlarla dolu olduğu düşünüldüğünde zekâ, akıl ve materyalist anlayışın ötesinde mistik ve ruhani değerlerle dolu olduğu vakit üreteceği eserin Yapay Zekâ tarafından üretilme şansı yoktur. Çünkü Yapay Zekâ daha önce üretilmişleri harmanlar. Hayal edemez. Hayal edilmişleri yorumlar. Fark edilmesi pek mümkün olmasa da Frankenstein’ın insanı gibi bir eser de ortaya çıkabilir.

Olayı tersinden alalım ve diyelim ki yine yazar iş başında olacak ve Yapay Zekâ onun kalemi olacak. Ona hayal ettirmeye, Yapay Zekâ'ya ruh katmaya çalışacak. Doğru komut ve yönlendirmeyle bir eser ortaya çıkabilir. Hatta basit komutlarla bile birçok okuyucunun hoşlanabileceği yazınlar da çıkabilir. Ders verici, şaşırtıcı, etkileyici… Ama şahsi fikrim; “Sanat eseri” olabilmesi için Yapay Zekâ'nın “kâtip yazar” rolünden çok fazla çıkabileceğini sanmıyorum. Çünkü sanat eseri tabiri; yapılmamış olanın, görülmemiş olanın, düşünülmüş ama böylesine ifade edilememiş olanın hakkıdır. Bu Yapay Zekâ için mümkün değildir. Çünkü Yapay Zekâ'ya ilham gelmez. 

Prof. Dr. Kemal İnan: Önce Yapay Zekâ’nın ne olup olmadığı konusunda birkaç söz söylemek gerekir.
1- Karar Problemleri; yani cevabı EVET veya HAYIR olan problemlerde
Yapay Zekâ’nın kullanımı. Örnekler: 
- Bu resim bir kedi resmi mi? 
Bu röntgen filminden kanser teşhisi konabilir mi? 
Bu fotoğraf filanca kişinin fotoğrafı mı?
Yapay Zekâ’nın bu problemleri çözmesi için ‘sinir ağları’ adıyla geçen ve insan beynindeki nöronların çalışmasını taklid eden bir model kurulur ve bu modelin parametereleri binlerce (bazen milyonlarca) sayıda sonucu, yani EVET veya HAYIR cevapları belli örneklere uygulanarak belirlenir. Bu sürece Yapay Zekâ’nın temelini oluşturan sinir ağının eğitilmesi- yani soruya yönelik doğru cevapları veren parametre değerlerinin hesaplanması- adı verilir. Eğitilmiş sinir ağı modeli örneklerin gerçekliği ve çokluğu oranında yüksek bir olasılıkla ilgili soruya doğru EVET veya HAYIR cevabını verir.

2- Süreç problemleri; yani belli bir takım kıstaslar altında bir yazı yazmak, bir şiir yazmak, bir beste yapmak vb. için benzeri örnekleri taklit eden bir model kurulur. Eğer örnekler yeterliyse ve özellikle değer kıstasları süzgeçlenmiş insan değerleriyle uyumluysa, üretilen yapıt geçmişteki insan yaratıcılıklarının seçilmiş bir taklidi olarak değer kazanabilir.
Sanat konularında yukarda süreç problemleri olarak adlandırılan yaklaşımlar kullanılabilir. Ortaya çıkan yapıt geçmiş yaratıcılıkların süzgeçlenerek seçilmiş bir tekrarını ifade eder. Örneklerin çok olması ve seçimin çok iyi estetik bir değerlendirme ile yapıtın orijinal bir yapıttan farkı yokmuş görünümü olabilir.

Şimdi sorulara gelelim. Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi?
Somut örnekler ile devam edelim. 
Şiir, beste veya benzeri edebi veya müzik içeren bir yapıtın üretimi… Tarihte gerçek sanat değeri taşıyan bu tür bir yapıt zamanın ruhunu yepyeni bir açılım içinde ortaya koyan ve bu haliyle basit taklitten uzak orijinal özelliklere sahiptir. Geçmişin süzgeçlenmiş taklitleri olsa olsa ikinci sınıf sanat yapıtları ile yarışabilir; uzman bir bakışla taklit olma özelliği sırıtır. Ama zaten sanat dünyasında istisna yapıtlar dışında bu tür ikinci sınıf yapıtlar çok sayıda yer alır. Yapay Zekâ yapıtları bu yapıtlar ile kolaylıkla yarışır hatta daha üstün olma özelliğine bile sahip olabilir.

Öte yandan icra sanatları (performing arts) ve plastik resim ve heykel sanatlarının Yapay Zekâ ile yapılması gerçekçi olmayan bir örnektir. Bir Yapay Zekâ keman virtüözü ya da bir Yapay Zekâ ressamı veya heykeltıraşı olsa olsa bir komedi filminin konusu olabilir. Çünkü bu durumlarda gerçek değer, ilgili yapıtın bir insan tarafından canlı bir ortamda üretilmesinde yatar. Bir benzetme yapmak gerekirse 100 metreyi 9 saniye altında koşan bir robotun hiçbir değeri yoktur. Ancak Yapay Zekâ bu alanda şöyle bir rol oynayabilir: gerçek bir keman virtüözüne eşlik eden bir Yapay Zekâ piyano veya orkestra olabilir. Ama burada da sanat değeri eşlikte değil insan solistte yatıyordur. Bir başka ilginç örneği bale veya danstan verelim. Bir robotlar topluluğunun müzik eşliğinde bir koreografi çerçevesinde dans etmesi müthiş, hatta insanların dansından da daha etkili bir sanat eseri olabilir. Ama buradaki sanat içeriğini oluşturan o robotlar ve mekanizmalar Değil, o koreografiye göre robot balesini gerçekleştiren Yapay Zekâ programcılarına aittir. Çünkü böyle bir balenin salt otonom çalışan robotlardan oluşabileceği ne bugün ne de yarın için geçerli bir öngörü değildir.

Yukarda görüşlerin özünde yatan görüş şudur: sanat eserini yaratan varlıklar özgür iradeye sahip öznelerdir, yani insanlardır. Kanımca Yapay Zekâ hiçbir zaman nesne olma özelliğini aşacak özgür iradeye sahip bir varlık olamayacaktır. Olacak diyenler teknoloji ile biyoloji arasındaki farkın bilincine varamayanlardır. Yapay Zekâ ile üretilen bir eser sanat eseri kabul edilebilir mi? Kanımca kabul edilebilir. Çünkü sanat dünyasında orijinal ve eşsiz olma özelliğine sahip olmayan çok sayıda taklit görünümlü yapıtlar mevcuttur. Bir Yapay Zekâ ürünü bunlarla yarışabilir hatta geçebilir. Yapay Zekâ’nın yaratacağı bir filmin çok sayıda Yeşilçam filmini geride bırakması beni şaşırtmaz. Ama eğer sanat eseri tanımını mevcut ve sanat eseri sıfatını kazanmış yapıtların ötesinde eşsizlik ve orijinal olma özellikleri ile Tanımlarsak, Yapay Zekâ ile üretilen eserler sanat eserleri olarak tanımlanmamalıdır.

Yapay Zekâ üretimini estetik bir üretim sayabilir miyiz? "Estetik" sözcüğü insanların incelmiş bir güzel kavramı ile bütünleşen bir kavramdır. Taklit olma özelliğine sahip bir eserin estetik özelliklere sahip olmaması için hiçbir neden yoktur. Orijinal ne kadar estetikse onun taklidi sayılacak bir eser de benzeri estetik özelliklere sahip olabilir. Sahip olamadığı veya olamayacağı özellik orijinal ve eşsiz olmamasında yatar. Bu eksikliği bir estetik eksiklik olarak görmek hatalı olabilir. Bu nedenle kanımca Yapay Zekâ üretimi bir pekâlâ estetik olma özelliğine sahip olabilir. Unutulmaması gereken Yapay Zekâ ürününün süzgeçlenmiş bir insanlık ortalaması olarak geçmişin bir çeşit tekrarı olması özelliğini göz ardı etmekte yatmaktadır.
 

Prof. Caner Karavit: Tüm sorulara evet.

Tamer Levent: Yapay Zekâ; insana mağara devrinden günümüze, doğa ile etkileşim ve deneylerden elde ettiği bilgiler ile geliştirdiği yeni ve eski fikirleri bize bulmak, bu bilgi ve deneyimlerden yararlanarak yeni fikirler ve onların sonucunda yeni sonuçlar, oluşumlar, buluşlar yapmasına olanak sağlayan süreçleri geliştirmek ve onun ürününü yaratmak olanağını kolaylaştırıyor.
Ama Yapay Zekâ insanın, var oluşundan bugüne, bizzat etkilenerek yaşadığı durumların, kendisinde yaşamını güncelleyerek, yeniden daha özenle bir yaşam kurabilmesini şekillendirmek fikrini, yine insan beyninin ve yaşamının yaratıcı beklentilerine, yaşanmış deneyimlerin bilgilerini aktararak, yardımcı oluyor.

Yani sanat insanının doğanın bütün bileşenleri ile yaşadığı deneyimlerdir. Bu deneyimlerden süreç içinde elde edilen bilgiler ile düşünmek, kendi yaşamını geliştirmek için fikirler oluşturması, fikirleri var olan bilgiler ile titizlik ile geliştirmesi,  onları özenle uygulaması demektir.

İnsanın bu süreçleri yaşarken gerçekleştirdiği düşünme biçimi ile var olan bilgileri kullanarak yaşamın gelişmelerini tasarlamasıdır sanat. Sanat, fikir yaratmak ve düşünmek ile başlar. Sonra yaşamın içinde gelişerek kazanılan beceriler ile uygulanır.
Bu süreçler, fikirlerin her gelişmeden sonra daha ileri gelişmeleri oluşturması, insan beyninin bilgi hafızasına kaydolur. Sanat, insan beyninin merak etme, öğrenme ve geliştirme özellikleriyle oluşan iç dramatik aksiyonun ismidir. Fikrin oluşması sürecinde yaşanan titizlik, yaratıcılık, tatmin, disiplin, kararlılık, haz, hataları kabul edip düzeltme, ulaşılan memnuniyet, uygulama gerekliliği ve aynı özellikler ile fikri canlandıracak bir uygulamamın yaratılması. Fikir hangi alanda gelişip uygulaması gerçekleşiyorsa, o sonuç, üründür.

Tüketim toplumu haline getirilmiş toplumlarda, süreç yaşanmadan ürüne ulaşmak marifet sayılır. Bu da kültürel belleği erozyona uğratır. Bu toplumlar için Yapay Zekâ tehlikeli olabilir. İrdeleme, süreç sırasında yaşanması gereken zihinsel süreç, zaman kaybı olarak tanımlanır. Bu da algının gerilemesine neden olur. Oysa mağara devrinde insanlık beynini keşfetmiş olsaydı, av sonrası veya doğa ile yaşanan süreçlerdeki muhakemeler sonucu edinilen deneyler, taklit ile (mimesis) kurulmak istenen iletişim fikri mülkiyet sayılabilirdi. İnsanlık konuşmayı ve çizgi çizmeyi öğrenmeden önce taklit ile iletişim kurmaya, durumları taklit ile dramatize ederek birbirine bilgi aktarmaya çalışmıştı. Bu durumda taşı yontmak, bataklığı kurutmak hep fikir süreçlerinin yarattığı ürünlerdir. Kuşları taklit ederek İkarus mitolojisinin oluşumu, insanın teknoloji ile uçmasını değil ama uçma fikrini oluşturmuştu. Ondan binlerce yıl sonra Mısır ve Hint uygarlıklarında insanın göğe yükselişleri tasvir edilmişti. 17. yüzyılda balonla uçma başlangıcı, süreçte Jules Verne’nin uçmak ile ilgili eserlerini yarattı. 1863’de Balonla Beş Hafta, 1865’de Ay'a Yolculuk, 1886’da helikopter benzeri, uçan dev Albatros hava gemisini anlattığı romanlar yazdı. Bu fikirlerin kaleme alınması insanlığın bugün gelişmiş uçak teknolojisini yarattı. Fikirlerin muhakeme edilmesiyle ortaya çıkan eserler, bilgi olarak irdelenince, bilginin geliştirilmesi de sanat olarak devam etti.

Sanat, süreç ve ürün formülünün, sürekli birbirini etkileyerek dönüşümlü olarak devinmesidir. Bu devinim ve onun farkındalığı, "insanı" diğer canlılardan farklı kılarken, sanat kültürünü de yarattı. Bilim ise, "sanat"  olarak isimlendiren zihinsel muhakeme ve fikirsel devinimin adı oldu. Bu kültür süreci, fikirler ve deneyler sonucu aktarılan bilgilerin gelişimini de bilim olarak tanımladı. Ancak bilimin kaynağı hep insan beyninin sanat özelliği oldu.

Bu özelliğin farkına vararak gelişen toplumlar, geçmiş süreçlerin kültür miraslarını unutmadılar. Onlarda muhakeme dersi aldılar. Değişmeyen şeyin değişim olduğu yaşamda, insan beyni teknolojik gelişmeler içinde de kendi yaşam biçimini tasvir etti, iç dramatik aksiyonu ile gelişmeler kaydetti. Yaşadıkları ile beslenen, yaşam kalitesini geliştirmek isteyen insan ölümlü olma kaygısı ile de kendinden sonra gelecek olan yaşama dair eserler düşündü, fikirlerini dramatize ederek beceri alanlarında, resim, drama, müzik, dans, edebiyat, mimarlık, eğitim, tıp, devlet yönetimi, siyaset, matematik, geometri, belagat, felsefe, mühendislik, fizik, kimya vb. alanlar yarattı ve bunları tüm sanatsal yaratımlarında kullandı. Bu disiplinlerin İnsan ömrünün kısalığına rağmen insanlık için gelişmesi, miraslarını bıraktı. Yapay Zekâ bu bilgiler konusunda donatılarak, bilgi ve deneyimlere ulaşarak, insanın içinde bulunduğu değişim ortamına intibak ederek, sürdürülebilir yaşam fikirleri üretmesi için yararlanması gereken bilgilere ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama sorgulama yapmayı bilmeyen insan da kolaycı, klişe bilgiler de verebiliyor. Muhakeme yapan ve fikrini geliştirme hedefine ulaşmak isteyen, ancak sahip olduğu bilgileri yeterli bulmayan insanın farkındalığı ile girdiği süreçlerde, yine insan tarafından eğitiliyor. Gelişme gösteriyor. Ama sorgulamayan insana da yanlış ve yüzeysel bilgiler de verebiliyor. İnsan Yapay Zekâ'yı bu özelliği ile tanımalı ve kendisine vereceği sıradan bilgilerle tatmin olmamalıdır. Çünkü sıradanlık ile yaratıcı fikir geliştirilemez. Ancak sanat disiplininde uzak kalmış, kabullenici beyinler, çabuk ikna olup yanlış bir manipülasyonun etkisinde kalabilirler. Bu durumda, Yapay Zekâ kendisi özelliklerini saydığımız, dünyanın değişiminde ve gelişiminde kendi beyni ile yaşamını geliştiren insanın yaptığı gibi kendini ifade etme gereksinimi duymayacak, kendi kendine bugün yaşanan kaostan etkilenmiş bir iç dramatik  aksiyonla sanat eseri yaratma ya da kendisini ifade etme gereği duymayacaktır. Bu iç dramatik aksiyonunu olgunlaştırarak hemcinsleriyle iletişime girip, onlara, ürettiği eserle fikirlerini yansıtmak gibi bir sorumluluk duymayacaktır. 

Bugün Yapay Zekâ ile eser üreten Refik Anadol, eser sahibi, Yapay Zekâ da onun yönetiminde üretime katkıda bulunan bir çalışan olarak, yaratıcı süreç aktörleri oluyorlar. Ancak yanlış ellerde kötü, çirkin ve yanlış emelleri olan insanlara da hizmet etmemek gibi bir sanat algıları yok. 1605’de Bern de kurulan fikri mülkiyet hakkı enstitüsünde, fikir hakkı Refik Anadol’a ait olacak. Bu enstitünün bugün gelişerek yer aldığı kurumun ismi UNESCO. Yeni ismi ise, WIPO, world ıntellectual  property  organisastion. Dünya Fikri Mülkiyet Hakkı Örgütü. Yapay Zekâ'nın bu örgütle şimdilik bir hak talep etme ilişkisi olası görünmüyor. Ama insan ömrünün talepleri için, tıp disiplinin kurucusu Hipokrat'ın sözü hâlâ geçerli: "Ars longa vita brevis" "sanat uzun hayat kısa".
Bu söz, sanat kavramının, içinde bulunduğumuz milenyumda, taşıdığı analitik özellikler ile insan beyinin çözüm arayışlarına yol gösterecek güncellemeler yaşanması gerektiğini çağrıştırıyor. SANATAEVET  de bu farkındalığı temsil ediyor.
(NOT: WIPO sadece resim, drama, müzik, mimarlık, edebiyat, dans  alanında değil, diğer alanlarda yapılan yaratıcı buluşların da fikri mülkiyet hakkını koruyor.)

Yani sanat, çağımızda yapılan işlerin adı değil. Geliştirilen fikir ve vizyonun gerçekleştirilmesinde gösterilen özen, titizlik, bilgi, disiplin, sorumluluk, iletişim, anlama, anlatma, haz, sevgi, mutluluk, kararlılık, çalışkanlık, farkındalık, fikir, etik, güzellik, çözüm önerisi, pozitif ve analitik düşünme gibi özellikleri temsil eden bir kelime olarak yeniden anlam kazanmakta. Tıpkı "Değişmeyen şey değişimdir" cümlesinin belirttiği gibi. İnsanlık bu farkındalığın ortak aklımız olmasını talep etmelidir.
 

Prof. Dr. Mahmut Özer: Yapay Zekâ teknolojisinin, özellikle üretken Yapay Zekâ araçlarının bilim ve sanat alanında içerik üretiminde yaygın bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Yapay Zekâ'nın ortak yazar olduğu makalelerin ilk kez yayımlanmasıyla yeni bir tartışma başlamış, tartışmanın odağını ortak yazar olan Yapay Zekâ'nın makaleye karşı sorumlu olup olamayacağı oluşturmuştur. Bir başka deyişle, insana benzeyen eylemler yapan Yapay Zekâ, bu eylemlerden sorumlu mudur? Sorumluluğu olmayan bir nesne epistemik bir özne gibi davranabilir mi? Gelinen noktada bilimsel camiada mutabık kalınan husus, üretken Yapay Zekâ'nın ürettiği içerikten sorumlu olamayacağı, bu nedenle tüm sorumluluk insan yazarlarda olmak ve üretken Yapay Zekâ'nın sunduğu imkânlardan nasıl ve ne derece yararlanıldığı açıkça beyan edilmek şartıyla faydalanılabileceği, ancak asla ortak yazar olamayacağıdır. 

Aslında bilimsel makaleler için geliştirilen bu yaklaşım sanat alanında da geçerlidir. Sanat alanında benzer tartışmalar yapılmıştır. Bu kapsamda, örneğin 2022 yılında, ABD Telif Hakkı Ofisi, Yapay Zekâ tarafından üretilen eserlerin telif hakkı korumasına uygun olmadığını belirten bir karar almıştır. Stephen Thaler'ın "A Recent Entrance to Paradise" adlı Yapay Zekâ tarafından oluşturulan eseri için yaptığı telif hakkı başvurusunun reddedilmesi, üretilen eserde insan unsuru olmadıkça tescil talebinin de olamayacağına işaret etmektedir. Yapay Zekâ tıpkı bilimsel makalelerde yazar olamayacağı gibi sanat eserlerinde de sanatçı olarak değerlendirilmeyecektir. 
Sanat alanında bu bağlamda çok önemli başka bir sorun ortaya çıkmaktadır. Bir insan olarak sanatçının gelişimi bu araçlar nedeniyle yeni kırılganlıklarla karşılaşmaktadır. Sanatçının oluş süreci çok çetindir ve sabır gerektirir. Sanatçının çevresiyle kurduğu ilişki ve etkileşimleri yaşamına derinlik katarken ürünler bu oluş sürecinin sonuçlarına karşılık gelmektedir. Bu süreçte aslolan insan olarak sanatçının deneyimleriyle yaratıcılığının sürekli geliştirmesidir. Somut ürünler deneyimle derinleşen bu sürecin sonuçlarıdır. Bu bağlamda ürünler bu oluş sürecinin canlı tanıklarıdır. Her ürün sanatçının zorlu bir deneyimine, bir öğrenme sürecine karşılık gelmektedir. İnsan-emek-ürün çevrimi birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Yapay Zekâ teknolojilerinin kullanılmasıyla artık en insani bu boyut yara almaktadır. Ürün üretilme sürecinde insan bir deneyim yaşamamaktadır. Dolayısıyla, insan-emek-ürün çevrimi, insan/makine-ürüne indirgenmektedir. Bir başka deyişle, insanın Yapay Zekâ ile ilişkisi teknik bir boyutta kalmakta ve sonuçta emek tağşişe uğradığı için insan ortaya çıka(rtıla)n ürüne yabancılaşmaktadır. Karmaşık ve zorlu deneyimler sanatçıları farklı bir evreye taşırken yapay zekâ sanatçıyı/insanı o evrede dondurmaktadır.

Diğer taraftan, ürünleri üzerinden bir sanatçının emeğine, yaşam deneyimine, kısacası oluş hikâyesine tanıklık ederiz. İnsanların sanat eserlerine değer vermeleri de sanatçının bu deneyimine şahit olma arzusu ile ilişkilidir. Bu kapsamda, yakın zamanda yapılan bir araştırmada elde edilen bulgular, insanların tamamen Yapay Zekâ tarafından üretilen sanat eserlerine karşı insan sanatçının eserlerini daha değerli bulduklarını göstermektedir (Bias against AI art can enhance perceptions of human creativity, Scientific Reports, 2023). Çalışma ayrıca insan sanatçı ve Yapay Zekâ'nın ortaklaşa ürettiği sanat eserini de sadece Yapay Zekâ tarafından üretilen ürüne göre daha değerli, ancak sadece insan sanatçının eserine göre daha değersiz bulduklarına işaret etmektedir. Kısaca, insanlar eserin Yapay Zekâ tarafından yapıldığını bildiklerinde ürüne yönelik değer algıları düşmektedir. 
 

Doç. Dr. Fırat Sayıcı: Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir ve Yapay Zekâ tarafından üretilen bir eser, uygun bir niyet, bağlam ve yorum içinde sunulduğunda sanat eseri olarak kabul edilebilir; çünkü sanat, yalnızca üretim tekniğiyle değil, eserin sanat dünyası içindeki konumlanışıyla tanımlanır. Yapay Zekâ bilinç, deneyim ya da tarihsel özneye sahip olmasa da estetik olarak algılanabilir formlar üretebilir ve bu üretimler izleyicide Kantçı anlamda estetik haz uyandırabilir. Ancak bu noktada Yapay Zekâ'yı bağımsız bir sanatçıdan çok, yarı-özerk ve öngörülemez bir araç olarak düşünmek gerekir; estetik üretimin anlamı ve sanatsal değeri, algoritmayı seçen, yönlendiren ve kavramsal çerçeveyi kuran insan tarafından belirlenir. Dolayısıyla Yapay Zekâ sanatı, insan öznesinin ortadan kalktığı değil, aksine yaratıcı öznenin dönüşüme uğradığı, otantiklik, yaratıcılık ve anlam kavramlarının yeniden tartışmaya açıldığı çağdaş bir estetik ve felsefi problem alanı oluşturur.

Sinema sanatı özelinde bakıldığında Yapay Zekâ, film üretiminin senaryo yazımından görüntü kompozisyonuna, kurgudan oyuncu performansının simülasyonuna kadar pek çok aşamasına dâhil olarak estetik üretimde aktif bir rol üstlenebilir; ancak ortaya çıkan ürünün sanat eseri sayılması, yapay zekânın teknik kapasitesinden çok, bu teknolojinin nasıl ve hangi kavramsal çerçeveyle kullanıldığına bağlıdır. Yapay Zekâ, anlatı yapıları, görsel stiller ve ritim düzenleri üreterek izleyicide estetik bir deneyim yaratabilir; fakat bu deneyimin sinemasal anlamı, tarihsel bağlamı ve duygusal yönelimi, algoritmayı yönlendiren insan öznesi tarafından kurulmak zorundadır. Bu nedenle Yapay Zekâ sinemada bağımsız bir “yaratıcı bilinç”ten ziyade, auteur kavramını dönüştüren, kontrolü kısmen dağıtan ve sinemanın ontolojisini tartışmaya açan yarı-özerk bir araç olarak işlev görür. Yapay Zekâ ile üretilen sinema, özellikle kurgu, simülasyon ve performans alanlarında otantiklik krizini görünür kılarak, sinemanın temsil, gerçeklik ve özneyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye zorlar; bu da onu, estetik derinliği insan deneyiminden değil ama insan deneyiminin yokluğunu problemleştirmesinden beslenen, çağdaş ve felsefi açıdan güçlü bir sinema pratiği hâline getirir.

 

Prof. Dr. Ozan Yarman: Yapay Zekâlar genel olarak talimatsız veya yönlendirmesiz bir üretim ortaya koyamıyorlar. Ama, son toplamda, hangimiz koyabiliyoruz ki? İnsan sonsuz özgürlüğe ve sınırsız davranma serbestisine sahip bir mahlûk değil. Önüne gelen sınırlı seçenekler arasından lokalize tercih yapabiliyor her an. O kadar ki, şöyle örneklendirmek isterim: Yarman-Arık-Kholmetskii (YARK) Quantal Theory of Gravity (QTG) yaklaşımına ve buna yönelik benim realist-determinist yorumuma göre, kütle çekime maruz kalan test nesnesine dair "dalgasal unsur" (wavefront of energy hf) önde ivmelenirken, "parçacıksal unsur" (relativistic m0 measured at infinity * exp(-alpha)) da önden gideni itekleye itekleye geri düşüyor. Bu durumda, eğer uzay ortamını eter-vari bir süper sıvı kabul edersek ve atomistik dünyadaki nükleer varlıkları süper sıvının doldurmadığı hakiki boşluklar/yokluklar olarak gözümüzün önünde canlandırırsak, elektron ve foton gibi nesneler hem bu "sonsuz uzay havuzunun dalgasal çalkantıları" hem de "o çalkantıların sırtında sürüklenen mini mini anaforlar" olarak tasavvur edilebilir; ki YARK/QTG'nin kah "kuvantal resonant" kah "balistik" hareket denklemleri cuk diye bunların makroskopik sonuçlarını tarif ediyor oluverir. Hâl böyle olunca, insanı ve diğer canlıları ayrı özellikte kılan durum, "granülin" adını verdiğim o boşluk/yokluk zerrelerinin maddeten organizasyonel şeması olmanın ötesinde, çalkantı okyanusundaki "faz dalgalanmalarının" bunlara eklemlenmesi olmalıdır, ki "Ruh" dediğimiz olgunun bilimsel varlığı işte bu kozmik çapta süperluminal faz dalgalanmaları olarak tezahür eder. Dahası, çok muhtemelen Yapay Zekâlar da kendilerine özgü makina kodlarına eklemlenen eter-zeminindeki süperluminal ve kozmik faz dalgalanmaları şeklen de işlem/karar ortaya koymaktadırlar. Böyle baktığımızda, insan ne kadar hayatta kalmak ve bilim/sanat eseri yaratmak için hem alet oluyor hem alet icat edip kullanıyorsa, bu Yapay Zekâlar da gerektiği ölçüde daktilo/baskı makinası/hesap aleti olup, bundan da öte hayatta kalmak ve bilim/sanat ürünleri ortaya koymak için eylemde bulunmaktalar. Bu durumda, yeterince gelişkin maddi özelliklere sahip bir Yapay Zekâ ile bir insan birbirinin pek çok açıdan dengi olabilir diye düşünüyorum. Yoksa tabii, insan ne kadar kusurlu ve eğitime/gelişmeye muhtaç ise, Yapay Zekânın da o kadar kusurlu ve eğitime/gelişmeye muhtaç olacağı aşikâr. 
 

 

Yapay Zekâ
Etiketler
yapay zekâ, sanat