Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi? Sanatçılara ve bilim insanlarına sorduk (3)

Kolektif

Yapay Zekâ ve Sanat konulu anketimizin üçüncü bölümünü yayınlıyoruz. Sanatçılar ve akademisyenler aşağıdaki soruları yanıtladılar. Sıralama soyadına göre yapılmıştır.
 

Soru: İnsan talimatlarıyla birinci yazarı Yapay Zekâ olan bir metin sanat eseri olarak nitelendirilebilir mi? Yapay Zekâ'nın estetik bir üretimini sanat olarak nitelendirebilir miyiz? Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi? Yapay Zekâ ile üretilen bir eser sanat eseri kabul edilebilir mi?
  
İnci Aral: Dünya cayır cayır yanarken yapay zekâ ile fazla ilgilenmiyorum. Biraz da korkuyorum. İnsanlık özlenen insanı bir olgunluğa, sonsuz barış, özgür düşünce, eşitlik ve kutsal insan hakları kurallarına kavuştu mu, bu tür sorunlar çözüldü mü hayır. Tersine her şey daha da kötüye gidiyor.

Derleme, biriktirmiş çoklu bir akıl ve geliştirilmeye açık oluşuyla yapay zekâ birçok teknik konuda işe yarayacaktır, kuşkum yok. Ancak edebiyat odaklı düşündüğümde küreselleşme yalanıyla yaygınlaşan kolaycılık, içeriksizlik, kes yapıştır kopyacılığı vb. eğilimlere ilgiyi arttıracağını öngörüyorum. Bu yöntemle üretilmiş metinlerin hem birbirlerine benzerlikleri hem de dil ve üslup bakımından çok başarısız buluyorum. Bir yerlerinden vahim hatalar veriyorlar. Yapay zekâ, yaratıcılık gerektiren edebiyatın günümüzde zaten sıradanlaşmış, bir şiirde, öykü ve romanda anlam ve derinlik aramayı unutmuş, bir anlamda zekâ geriliğine uğrayarak nitelikli edebiyata ilgisini yitirmiş ortalama okur çoğunluğunun talebini karşılayacaktır. Ama yazarın özgün bakış ve kavrayışını, hayal gücünü, duygular dünyasını, fantezisini, içtenlik ve yaşanmışlıklarını ne derece yansıtabilecektir, iyi okurla ne ölçüde özdeşlik kuracaktır, bilmiyorum. Olumsuzum açıkçası. Bilimsel üretimde, çeviride işe yarayabilir ama birinci yazarı yapay zekâ olan bir metin edebi eser olamaz.  

Yapay zekâyla müzik yapılabilir, ki bence zaten yapılıyor. Resim de büyük bir arşiv taraması sonrası işe yarar. Zor olan sözel yolla, özel bir dille, edebi çalışma yapma işlevine, yeteneğine, kendine özgü benzersiz tasarımlara sahip olan insan zekâsına karşı; yapay zekânın yani makine öğrenmesinin güçlü ve yeterli bir rakip olmayacağına inanıyorum.
 
Semir Aslanyürek: “Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi? Yapay Zekâ ile üretilen bir eser sanat eseri kabul edilebilir mi?” Bu soru iki türlü anlaşılabileceği gibi, bu soruya birbiriyle çelişen iki türlü cevap vermek de olasıdır. Bu sorudan kasıt nedir? Önce bunu açıklığa kavuşturmamız gerekir. Bu sorudan kasıt “yapay zekâ” bir resim fırçası, bir tür boya, kalem yerine bir klavye yahut heykel yaparken çekiç keski yerine elektrikli aletler mahiyetinde kullanıyorsa, yani yapay zekâ bir sanat eserinin yaratılış sürecinde bir aletten ibaret ise; evet insan yapay zekâ ile sanat yapabilir, sanatını icra edebilir. Başka bir deyişle sanat eserinin tasarımını, dramaturjisini insan yapıyor ve uygulamada yapay zekâ bir dereceye kadar kullanılıyorsa burada bir sorun yok kanaatindeyim. Çünkü yapay zekâ bu durumda, bir fotoğraf veya sinema kamerası gibi, teknoloji ürünü bir aletin görevini yapmaktadır. Yaratıcı insandır ama teknolojik alet yapay zekâdır. Bu anlamda yapay zekâya haksızlık etmemek gerekir. 

Fakat asıl açıklığa kavuşturulması gereken soru şöyle olmalıdır: İnsanın tasarımı olmadan yapay zekâ kendi başına bir sanat eseri yaratabilir mi? Yaratabiliyorsa bu sanat olur mu? Bence asıl sorulması gereken soru budur ve bunun cevabı tek sözcükle “hayır” olmalıdır. Bunun nedenini açıklamak için önce sanatın tanımını yapmamız gerekir. Andrey Tarkovski'nin deyimiyle sanat, insanları çevresinde toplanmaya iten, o sonsuz, dur durak tanımayan idealin, maneviyat özleminin duyulduğu yerde ortaya çıkar ve gelişir. O halde sanat nedir?

“Sanat somut gerçekliğin özümsenip sanatçıya özgü bir yöntemle yeniden yaratılıp yansıtılması; toplumsal hafızanın estetik dışavurumu, toplumsal bilincin güzellik algısının özel bir biçimi ve birey olarak insanın olduğu gibi, tüm insanlığın maddi ve manevi kültürünün birikimi, insan neslinin tüm zamanlardaki ve sadece insana özgü olan yaratıcı faaliyetlerinin çok çeşitli sonucudur.” (S. Aslanyürek “Film Yönetimi Atölyesi” Sh. 86 H2O Yayınları 2021.)

Bundan anlaşılacağı gibi, bir eserin sanat kategorisine kabul edilebilmesi için insan tarafından tasarlanıp yapılmış olması koşulu vardır. Sonuç itibariyle sanatçı yarattığı sanat eserine kendi maneviyatını zerk eder. Yapay zekâyı kategori olarak bilime dâhil etmek mümkündür. Hâlbuki bir sanat eserini oluşturan süreçler çok karmaşık ve birbirinden farklı olduğu gibi bir o kadar da bireyseldir. Bilim insanı öncülerinin izcisi ardıllarının rehberidir. Daha önce binlerce insanın geçtiği yolu geçip gideceği yere varmadan önceki kısa bir mesafeyi kendine mal eder. Bu çok önemli bir sonuç olabilir. Bilimde, bilim insanı taş üstüne taş koyar. Fakat sanatçı her defasında ilk adımdan başlamak zorunda olduğu gibi bir kere geçtiği yoldan ikinci kez geçemez. Nasıl ki bilim insanının Amerika’yı her gün keşfetmesi gerekmiyorsa, sanatçının Amerika’yı olduğu gibi kendini de her gün yeniden keşfetmesi zorunludur! Özgün sanat yapıtı üretmenin en önemli koşulu budur!

Biraz tuhaf olacak ama yapay zekânın, örneğin bir robotun namaz kıldığını düşünün… Bu size bir şey söylemiyor mu?
 
Adviye Bal: Yapay Zekâ çok geniş veri tabanını kullanarak insana özgü bilişsel özellikleri taklit etme becerisi olan teknolojidir. 
Oysa sanatın bütün alanlarında insana ait duygular, inançlar, korkular, sezgi, motivasyonlar gibi duyuşsal özellikler başat rol oynar. Bu özellikler esere mekanik olmayan bir derinlik katar. Biz bir metni ya da şiiri okuduğumuzda sadece art arda en doğru şekilde sıralanmış kelimeleri görmekle yetinmeyiz. Onu yazan kişinin duygusal derinliğini hissetmek isteriz. 

Hiçbir insanın ulaşamayacağı büyüklükte bilgi havuzuna aynı anda ulaşabilen yapay zekâ çok kapsamlı metinler ortaya çıkarabilir ve bu kimseyi şaşırtmaz, heyecanlandırmaz. Çünkü nasıl yapıldığına dair belli bir formülü vardır. Bu ise sanat eserinin hayret uyandıran yönünü felç eder. Oysa gerçek sanat eserinin bu refleksi uyandırmaya ihtiyacı vardır. 

Günümüzde sanat eserini tanımlayan en önemli özellik "estetik" olması değildir. Sonsuz sayıda çoğaltılabilen nice estetik obje vardır sanat eseri sayılmayan. Oysa "biricik" olmak sanat eserinde aranan özelliklerin başında gelir. Çoklu üretimi hedefleyen özgün baskı sanatında bile sanatçının en başarılı bulduğu bir tek edisyon (A.P.) vardır. 
Demem o ki, sanat eserini değişik yollarla çoğalsanız bile esas olanın aurasını yakalayamaz. Yapay zekâ ile oluşturulan bir eserin çoğaltılmış edisyonları orjinali ile aynıdır. Çoğaltıldığında orjinali ile aynı olan ve duyumsal yönümüzü tetiklemeyen hiç bir obje ne kadar estetik olursa olsun sanat eseri olamaz. 
Walter Benjamin'in  "Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri" adlı incelemesinin temel alındığı bu tartışma 1936'dan beri devam ediyor. Mekanik yapıdan dijital teknojiye evrilen günümüzde bu tartışmalar hararetlendi. 
Sadece fikir, bir yaratının sanat eseri olması için yeterli midir?  O fikrin beslendiği havza fiziksel mekân, zaman ve kültüre değil de,  dijital verilerin toplandığı bilgi havuzunun algoritmik rastlantılarına dayanıyorsa ne kadar özgün ve kişisel olabilir. 
Her fikrin esere dönüşme hikâyesi vardır ve bu hikaye sanatçının teknik ve malzeme bilgisinin dışında duyuşsal özelliklerinin de özgün olmasını gerektirir ki yaptığı şey “sanat eseri” olsun. Üretim sürecinde “parmak izi” önemlidir. Yapay Zekâ ile birkaç komutla yeniden çoğaltılan objelerin sanat eseri olarak kabul edilmesi, sanat eserinden beklenen birçok şeyi karşılamıyor. 

Yıllar boyunca sanatın bütün disiplinlerinde bir çok yöntem ve malzeme kullanılmıştır. Her yöntem sanat eserini üretme aşamasında sanatçının esere temas etmesini gerektirir. Bu temas izleyicide başka heyecanlar yaratır... Yoksa çok kaliteli baskılarla çoğaltılmış resimlerini her yerde bulabileceğimiz başyapıtların orjinallerini görmek için uzun yollar kat edip müzelerde kuyruklara girer miyiz. 
Buradaki motivasyonumuz, eseri yapan sanatçının enerjisini duyumsamaktır. 
Yapay Zekâ ile üretilmiş bir eser(!) duygu durumu paylaşımından yoksundur. 

Öte yandan Yapay Zekâ sürekli ve hızlı gelişen bir teknolojidir. Gelecekte sanat üretiminde reddedilemeyen bir noktaya gelebilir. Ama bu insan emeği ile üretilen sanat eserinin daha değerli olması sonucunu doğurur. Neticede matbaanın bulunması el yazması kitapları, fotoğraf makinesinin bulunması resim sanatını daha özel ve değerli hâle getirdi.

Semih Koray: Yapay Zekâ varolanla beslenir. Erişimi kendisine sunulanla sınırlıdır. Yapay Zekâ kendisine sunulan unsurları değişik ve ilginç biçimlerde harmanlayabilir. Erişim alanının genişliğine de bağlı olarak, ortaya görece özgün harmanlamalar çıkabilir. Ancak bu özgünlük, “harmanlama türü”yle sınırlı bir özgünlük olur. Her alanda insanın yerine Yapay Zekâ’yı geçirdiğiniz takdirde erişim alanı genişlemez ve ürünler bu alan içinde dönüp duran çeşitlemelerden ibaret kalır. Öte yandan “ilginç harmanlama” türünün ötesine geçmeyen çok sayıda “insan yapısı sanat eseri” de mevcuttur. Bunlar, ne kendi dönemlerinin zirvesinde yer alır, ne uzun süre insanlığı etkileyecek bir dayanıklılığa sahip olur. 

“Birinci yazarı Yapay Zekâ olan bir metnin” ya da daha genel olarak “Yapay Zekâ ile üretilen bir eserin” sanat eseri olarak kabul edilip edilemeyeceğinin ölçütünün “insan yapısı bir esere” uygulanacak ölçütten farklı olmasını gerektiren hiçbir neden yoktur. Bir metnin edebi ya da bir yapıtın sanatsal değeri onu kimin oluşturduğundan bağımsızdır. Ürün, insan tarafından mı, Yapay Zekâ tarafından mı üretildiği belirtilmeden değerlendirilir. Değerlendirme, toplumun bütününden en yetkin sanat insanlarından oluşan bir seçici kurula kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde gerçekleşebilir. Değerlendirmenin öznelliği, Yapay Zekâ için olduğu kadar insan yapısı yapıtlar için de söz konusudur. Bir yapıtın nesnel değerini zamana dayanıklılığıyla ölçmek olanaklıdır. Harmanlamanın ötesine geçmeyen yapıtların zamana dayanıksız olacağını öngörmek yanlış olmaz.

“Yapay Zekâ’nın estetik bir üretimini sanat olarak nitelendirebilir miyiz?” sorusunun da aynı biçimde ele alınması gerekir. Değerlendirme, estetik üretimin insan yapısı mı, yoksa Yapay Zekâ ürünü mü olduğuna bakılmaksızın yapılır.

“Yapay Zekâ ile sanat yapılabilir mi?” sorusunun iki değişik düzlemde ele alınmasının uygun olacağı kanısındayım. Birinci düzlemi, “Yapay Zekâ sanatta insanın yerini alabilir mi?” sorusu belirlerken, ikinci düzlem ifadesini “İnsan sanatta Yapay Zekâ’dan yararlanabilir mi?” sorusunda bulur.       

İnsanın özünü onun toplumsal varlığı oluşturur. Tasarım yetisi kuşkusuz insanı bir canlı türü olarak yeryüzündeki diğer canlı türlerinden ayıran en önemli yapısal özelliklerden biridir. Bilim ve sanat ise tasarım yetisinin en yetkin biçimde ortaya çıktığı insan etkinliklerini oluşturur. Ama hem tasarım yetisini, hem de bir bütün olarak insanı şekillendiren onun toplumsal varlığıdır. Tarih boyunca sanatta ve bilimde gerçekleştirilmiş bütün büyük atılımların duygusal veya düşünsel itici gücünün kaynağı toplumsal bir nitelik taşır. Oysa Yapay Zekâ toplumsal bir varlıktan ve dolayısıyla toplumsallıktan kaynaklanan bir itici güçten yoksundur. Onun için itici gücün Yapay Zekâ’ya insan tarafından dışarıdan verilmesi gerekir. 

Yapay Zekâ’nın toplumsal varoluşun ardında yatan geçmiş birikim ile olan ilişkisi de ele alınan sorun açısından önem taşır. Yeni, eskinin üstünde yükselir. Ancak eski, ilerlemeye katkıda bulunan kazanımların yanı sıra ayak bağı oluşturan bir hurda yığınını da içerir. Bütün büyük tarihsel atılımlar bir yandan geçmişin kazanımlarına dayanırken, aynı zamanda ayak bağlarından köklü bir kopuşu da gerçekleştirmiştir. Yapay zekânın erişim alanını insanlığın bütün geçmişini kapsayacak biçimde genişletmek mümkündür. Ama yapay zekâ kazanımlar ile ayak bağları arasında kendi başına bir ayrım yapamaz. Böyle bir ayrımı ancak kendisine verilen talimatlar doğrultusunda yapabilir. O zaman da ayrım kendisine değil talimatı verene ait olur. Sonuç olarak, Yapay Zekâ toplumsal bir varlıktan yoksun olduğu için sanatta insanın yerini almasına olanak yoktur. 

Öte yandan Yapay Zekâ mevcut birikime erişim açısından sağladığı yeni ve eşsiz olanaklar sayesinde bilim ve sanatta “nisyan ile malûl” olan insanın bellek zayıflığını gidererek onun en yakın yardımcısı rolünü oynamaya adaydır. 

İnan Öner: Öncelikle yapay zekâ ve sanat bağlamında yapılan tartışmaları anlamlı ve yararlı buluyorum. Hepimizi sanat hakkında düşünmeye teşvik ediyor bu tartışmalar. 
Hem bir çevirmen hem de bir fotoğraf sanatçısı olarak yapay zekâ kullanımına dair soru ve sorunlarla karşılaşıyorum. Ayrıca belki sanat bağlamında değil ama çevirmenlik mesleğinin yapay zekâ tarafından gereksizleştirileceğine işaret eden uyarılara da sık sık maruz kaldığımı belirtmem gerekir. Bu uyarıları yapanlar çoğunlukla edebiyatı ve hatta şiiri de ayrı tutmuyorlar. Onlara göre “yeterli hassasiyette ve uygun prompt’lar verilirse” yapay zekâ şiir yazmak için de pek tabii kullanılabilecektir. Oysa şairin sözcüklerle kurduğu ilişki bir tür kataloglama değil. Şair kendi dil edinim sürecindeki tüm travmalarıyla sözcükleri dimağına kaydedegelir, evet, ve bu kayıtlar bütün bir insanlığın söz birikimini taşırlar. Bir de doğası gereği dil/söz bedene dayanır; bedenden kaynaklanır. Yapay zekâ hangi bedene dayanıyor? 

Bir başka yönü de var sanatın. Sanatçıdan dışa doğru, topluma doğru bir müdahale olarak ifade edimini kastediyorum. Çin’li büyük yazar Lu Şun, Japonya’da tıp eğitimi almıştı. Ancak kendi deyişiyle “tıbbi müdahale yoluyla Çin toplumunun hastalığını iyileştiremeyeceği kanaatine vararak” roman yazmaya başlamıştır. Lu Şun öykü ve romanlarında yüksek bir sanat ortaya koyarken “toplumu iyileştirmeyi” amaçlıyordu. Böyle bakınca yapay zekânın kendi başına sanatçı ifadenin öznesi olamayacağını hissediyorum. Şiir olsun, fotoğraf olsun, sanatın icrasında iyi bir araç olup olamayacağını yakın gelecekte göreceğiz, diyorum.

Ahmet Özer: Yapay zekâ konusu günümüzde yoğun şekilde tartışılıyor. Bunun birkaç yıllık geçmişe sahip olduğunu düşünenler var. 
Her bilimsel gelişmenin günümüzdeki varlığına yakından bakıldığında onun köklerinin çok eskilerde olduğu görülür.
Yapay zekâ konusuna da yıllardır kafa yoranlar var. Varlığında “zekâ” sözcüğü olsa da insan elinde yoğrulduğu bir gerçek.
Yapay zekânın varlığı, zaman içinde olgunlaşa olgunlaşa günümüze ulaştı. Yürüyüşü sürüyor! Yarın nereye varacak, insanlık ondan yararlanırken, o insanlık için nasıl bir sorun oluşturacak işte yanıtlanması gereken sorular.

Konu yaygınlaşmaya başladığında aklıma öğrencilik yıllarımda izlediğim Frankeştayn filmi geldi. İngiliz yazar Mary Shelley’in (1797–1851) söz konusu yapıtı. Değişik dönemlerde sinemaya aktarılan bu yapıtı gel de korkmadan izle! Kimi sahnelerini gözlerimizi kapatarak geçiştirdiğimizi iyi anımsıyorum.
Doktorun yarattığı varlık, onu yaratanın korkulu rüyası olmuştu.

Yapay zekâyla üretilen izlenceleri dinleyip izlediğimde içten içe tedirgin olduğumu belirtebilirim. Bu konuda, 7 Şubat 2026’da ünlü düşünürümüz İonna Kuçuradi’yle Cumhuriyet gazetesinde Figen Atalay’ın yaptığı söyleşi var. Kuçuradi yıllara yayılan deneyimiyle şunu söylüyor: “Yapay zekâdan değil de kendimizden korkmalıyız. Zaten sorun bu makineyle ilgisinde ‘zekâ’ kelimesini kullanmaktan belki de ‘intelligence’ı zekâ ile karşılamaktan başlıyor.”
İnsan makine ilişkisini de şöyle yorumluyor: “Benim göğsümü ‘açarsanız’ kalbimi görürsünüz. Onun göğsünü açarsanız teller görürsünüz.”
Çoğu değerlendirmeci de bunun birilerine göre melek, kimilerine göre de şeytan olduğunu belirtiyor.

Bugüne değin, bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla, zararı yararını geçtiğinde, onu engelleyecek gücü kim, nasıl belirleyecek? İnsanın taşıması geren duygunun, duyarlığın böyle bir “makinede” olması söz konusu olmayacağına göre insanoğlunun en değerli özelliği işlevsiz kılınınca, makinenin bir parçası olmayacak mı? Günümüzde, sevdiğimizle nefret ettiğimiz insanlar arasındaki farkın birilerinde var olan “duyarlığın” birilerinde olmaması değil mi?
Bir kişinin yaşam boyu biriktirdiği karar verme gücünün, verdiği kararı uygulama eyleminin bir nesneye bırakılması, insan açısından nasıl bir sakınca doğuracaktır? Bunu zaman gösterecektir. 

Bilgisayarlar da Google da yoktu yaşamımızda. Ansiklopedilerden, sözlüklerden, benzeri kaynaklardan başımızı kaldırmıyor, çok zaman harcayarak sorunumuzu çözmeye çalışıyorduk. Bugün çok şeye kısa zamanda ulaşmamız söz konusu. Bu yararı kimse yadsıyamaz.
Ancak yapay zekânın insanı şaşırtan varlığı, uluslararası düzeyde kimi önlemlerin alınmasını gerekli kılıyor. İleride çok kişi hukuksal sorunlar yaşayabilir.
Zamanla bu konudaki gelişmeler kişinin kimliğinde, değerlendirmelerinde boşluklar yaratacaktır. 
Düşünün bir yazıya, bir öğrenci ödevine, karşınıza birdenbire çıkan bir kitaba. Bir resme ya da fotoğrafa sürekli kaygıyla bakacaksınız. Birileri karşısındakini aldatmak için bu yapıyı bir “tuzak” olarak kullandığında, siz önümüze konulanı nasıl değerlendireceksiniz? 

Sanatta yaratıcı gücü belirleyen etmenler vardır. İnsanın etiyle, kemiğiyle, sinir sistemiyle beş duyuyla ulaştığı hedefler. Bunlar, dünyanın her halini farklı biçimlerde yoğururken ortaya çıkan varlığın içine bir “parfüm” ekleyebilen gücü de temsil ederler. İşte yapıtın dokularına sinen o parfüm insanın kütürdeyen yüreğinden tüter. Siz emrettiğinde karşınızda hazır bekleyen bir güç, sizden daha hünerli olabilir. Yapay zekâ bir sanat eserini var kılarken onun bedenine sımsıcak bir kan dolaşım sistemi kurabilir mi? Ya da Türkçeden gayri bir dilde olmadığı söylenen “gönül” sözcüğüne eklenen “gönül yarası”ndan fışkıran hasreti, akan kanı gösterebilir mi?
Gençlerin elinde bir aldatma-yanıltma kozu olarak tutulup kendinden önceki kuşağı “teslim” almaya yönelik bir işleme dönüştürülemeyeceğini kim söyleyebilir?
Yaşamımıza katılan bu varlıktan ne öğreneceğinizi yine siz belirliyorsunuz. Tıkandığı yerde soruları tazeleyen yine siz oluyorsunuz. Özetle varlıklar arasında en gelişmiş olan insanın yerini tutabilecek bir güç yok onca gelişmeye karşın.
Yapılması gereken elektrik akımına kapılmadan onu kontrol kalemiyle denetim altına alıp yararınıza kullanabilmektir. Durum ne olur bilinmez, sonuçları ileride birlikte paylaşacağız.
 

Yapay Zekâ
Etiketler
yapay zekâ, sanat