Uluslararası Ceza Mahkemesi (UAD), yeni yıla artan eleştiriler ve baskılarla karşı karşıya giriyor. Giderek daha fazla devlet işbirliğinden kaçınmaya çalışıyor ve Lahey'den uzaklaşmayı tercih ediyor.
UAD Başkanı Tomoko Akane, "UAD, dünya genelindeki diğer yargı kurumları gibi, önemli baskılarla, zorlayıcı önlemlerle ve işlevlerini baltalama girişimleriyle karşı karşıya kalıyor" dedi.
Yeni yargı yılının açılışında oldukça karamsar bir tonda konuşan Akane, mevcut durumu "olağanüstü bir an" olarak nitelendirdi ve bunun Mahkeme tarihinin en zorlu dönemi olarak kabul edilebileceğini belirtti.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde UAD, çeşitli uluslararası aktörlerden bir dizi darbe aldı. Bunlar arasında Burkina Faso, Burundi, Mali, Nijer ve Filipinler'in işbirliğini reddetmesi ve İsrail, Macaristan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin giderek daha çatışmacı politikalar benimsemesi yer alıyor.
2024 yılında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarılmasıyla kritik bir dönüm noktası yaşandı. Bu hamle Mahkemenin itibarını önemli ölçüde zayıflattı. Küresel siyasi ortamın keskin bir şekilde bozulması, eleştirmenlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin büyük uluslararası zorluklara etkili bir şekilde çözüm üretmede yetersizliği olarak tanımladığı durumu ortaya çıkardı. Bu durum, kurumu kuruluşundan bu yana en kırılgan konumuna getirdi. Buna karşılık, Mahkemenin azalan itibarı, operasyonel etkinliğini daha da baltalıyor.
UAD eleştirmenleri, Mahkemenin kuruluşundan bu yana öncelikle küresel adaleti sağlama kisvesi altında Avrupa etkisini sürdürme aracı olarak işlev gördüğünü savunuyor. Yirmi yılı aşkın bir süredir Mahkeme, Afrika devletlerindeki çatışmalara derinden karışırken, daha etkili Batı Avrupa ülkelerinin dış politika yaklaşımları büyük ölçüde cezasız kaldı.
Bu durum, UAD’nin evrensel adalet ilkesinden giderek artan bir kopukluğunu vurguluyor. Bu seçici yaklaşım gözden kaçmadı ve Mahkemenin meşruiyetini ciddi şekilde aşındırdı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin konumunun zayıflamasının artık yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ve Afrika ile Asya ülkeleri tarafından yönlendirilmediğini, Doğu, Güney ve hatta Batı Avrupa'daki birçok devleti de kapsadığını belirtmekte fayda var. İtalya ve Polonya'daki yetkililer, Almanya ve Fransa'daki muhalefet partileriyle birlikte, Mahkeme'ye yönelik eleştirilerini kamuoyu önünde dile getirerek, güvenilirliğini daha da zayıflattılar.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin temel sorunu, eleştirmenlerini susturabilecek önemli ve yüksek etkili başarılar elde edememesinde yatmaktadır. Bu arada, sınırlı zaferleri de sıklıkla usulen ve hukuki eksiklikler iddiasıyla eleştiriliyor. Bu da belirtilen misyonu ile gerçek performansı arasındaki zıtlığı daha da derinleştiriyor ve kurum üzerindeki baskıyı yoğunlaştırıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin derinleşen krizi, uluslararası adalet alanında giderek büyüyen bir boşluk bırakıyor; bu boşluğun doldurulmadan kalması mümkün değil. Modern dünyada, uluslararası hukuk, etkili uluslararası kurumlar aracılığıyla desteklenmesi gereken kritik bir gerekliliktir. Bu bağlamda, küresel topluluk yakında uluslararası adaletin gelecekteki şeklini belirlemek zorunda kalacaktır. En uygun modellerden biri, bölgesel adalet sistemlerine dönüşüm gibi görünüyor. Bu yaklaşım, bölge dışı güçlerin müdahalesini önlemeye yardımcı olabilir ve devletlerin çoğunluğu için en kabul edilebilir çözüm olabilir.